Gundebir.net nasıl ortaya çıktı?

href=”https://www.stocksy.com/122406/Vintage-retro-typewriter-and-cup-of-coffee-with-cookie-on-wooden-desk”>
Image credits : www.stocksy.com – Marija ANICIC

Çok uzun zaman önce idi, bir haftasonu evde bilgisayarla uğraşırken, posta kutuma bir mesaj düştü : a-word-a-day adlı bir kullanıcının mesajı. Arkadaşlardan biri, benim e-posta adresimi siteye yazmış, ilgimi çekeceğini düşünerek. onlar da e-posta grubuna eklemişler. Nitekim çekti de. A-word-a-day, her gün bir kelimeyi, eşanlamlısını, zıt anlamlısını, kelimenin kökenini, belirli temalar çerçevesinde inceleyen bir e-posta grubuydu. Tabii ki kaydoldum, hala daha e-postalarını büyük keyifle okurum.

Dünya e-posta trafiğinin yüzde 65 gibi çok yüksek bir oranını spam e-postalar oluşturmakta. Bunların arasından böyle e-postaların da insanların posta kutularına ulaşabiliyor olması gerçekten -bence- harika bir şey.

“Peki, ben ne yapabilirim?” diye düşünürken buldum kendimi, fikri gerçekten çok beğenmiştim. Aklıma kitap okumadığımız yolundaki serzenişler geldi. Neden olmasın? dedim kendi kendime ve şirket içinde benim kafa yapımda olduğunu düşündüğüm, edebiyatı seven bir kaç arkadaşıma e-posta göndermeye başladım. Her iş günü, sabah e-postalarına baktıklarında bir hikayenin -tercihan Türk hikayecilerin- beğendiğim hikayelerinden birini 5 parçaya bölüp pazartesiden cumaya okuyabiliyorlardı.

Zaman içinde arkadaşlarım sağolsunlar bu hareketi dağıtmakta çok mahir davrandılar ve ben ilk e-posta engellememle karşılaştım. Her gün artan bir ivmeyle 125 kişiye e-posta ile günlük hikaye gönderir olmuştum. Kodlamasını kendi yaptığım bir yazılımla e-postaları gönderiyordum o zamanlar, o kadar ki, her 10 e-postadan sonra 2-3 saniyelik bekleme süreleri koyuyordum -çünkü saniyede 100 e-posta gönderecek olursanız siz de “potansiyel spamcı” olarak nitelendirilebiliyor sistem ve sunucu tarafından belirli bir zaman beklemek zorunda kalabiliyordunuz.

Bu süreçte çok tebrik aldım, ne yalan söyliyeyim, çok da hoşuma gitti. Edebiyat için bir şeyler yapabiliyordum, en azından vakti/parası/enerjisi olmayan insanlara biraz bile olsa hikayeler vasıtasıyla bir şeyler verebiliyordum çünkü.

O kadar ki arkadaşlardan hikaye seçkileri gelmeye başlamıştı, roman gönderen, hikaye kitabı gönderen, e-posta ile ulaşıp, “falancanın filanca hikayesi de çok güzeldir, belki yayınlamak istersin diye düşündüm” mesajları gönderenler.. (hepsine ayrı ayrı teşekkürü bir borç bilirim).

Daha sonra bu gönderdiğim hikayelerden birinin yazarının yasal varisinden aldığım bir uyarı ile bu işe bir son vermek zorunda kaldım.

Şimdilerde yine benzer bir şey yapmayı planlıyorum aslında; detay yok -en azından şimdilik! Fikrim biraz daha olgunlaşsın, şu telif hakları ile ilgili ne yapabilirim onu bir anlayayım, ondan sonra tekrar gönderimlerim başlayacak!

Hatta bu site üzerinde yeni bir arayüzle daha önceki gönderimlere de ulaşabilir durumda olabileceksiniz, falan filan, yine çok konuştum! 🙂

Siz ne düşünüyorsunuz? Her sabah posta kutunuzda “arkası yarın tadında hikayeler” bulmak ister miydiniz?

Bir blog sahibi olmak..

Blog serüvenim sanırım 200li yılların başlarına kadar dayanıyor. (şimdi düşündüm de 15-16 sene olmuş. O zamanlar blogspot/blogosfer bütün ağırlığıyla piyasanın hakimiydi, WordPress falan daha o zamanlar ya yoktu, ya da bizler bilmiyorduk. Bizler “blogır çocuklar”dık, hele ki o zamanlar günlük güncellenen bir blogun sahibi olan ohooo.. Gerçi şimdi de öyle, bütün “Nasıl blogger olunur?” tarzı yazılarda verilen ortak mesaj şu:  “blogunuzun takip edilmesini istiyorsanız mutlaka ama mutlaka belirlediğiniz bir periyotta yayın yapmalısınız, ama günlük, ama haftalık, ama aylık; mutlaka belirlediğiniz gün(ler)de blogunuzun güncellemesini yapın ki, takipçileriniz yenilenmeyen bir sayfa ile karşı karşıya kalmasınlar.

Ne diyordum, blogır çocuk olarak blogger’da başlayan “hayata not al” işi, b2evolution ile, ve son olarak da wordpress ile devam etti. Hala o zamandan tanıdığım, hiç görüşememiş olsak da o zamanlarki yazılarını keyifle okuduğum arkadaşlarım var -iyi ki de varlar!.

Daha sonra ne oldu? Hayatın gailesi, işlerimin yoğunluğu ve yazılacak şeyleri ya unutmam ya da üzerinden zaman geçtikçe yazılmaya değer görmemem yüzünden yazıların süresi uzadıkça uzadı. Zaman içinde de bu blog sayısız kereler kapandı, açıldı.

Şu anda tekrar blogumu açtım, muhtemelen kimsenin dikkatini bile çekmeyecek, ama olsun, ben kendi “hayat defterim” olarak kullanmayı düşünüyorum zaten.

Ufak bir yayın notunu da eklemiş olalım :

Burada okuyacaklarınız aksi belirtilmedikçe bizatihi benim kendi kişisel fikirlerimdir, benim dışımda hiç bir kurum ve kişiyi bağlamamaktadır.

Selam ola!